Bekle beni Uganda !

Bekle beni Uganda !

İstanbul- Kigali uçuşumuz 18:30 olunca  “makul bir saat, erken kalkmaya veya gece yollara düşmeye gerek kalmayan bir saat mis gibi” diye düşünürken gece yarısı Rwanda’ da olacağımızı hep es geçiyordum aslında.
Bavullarımız dolup taşmış, kişi başı 40kg olan hakkımızı çoktan aşmış, ekstra ödeme yapmamak için kendimizi yalvarırken bulduk, her birinin için hınca hınca kıyafet, oyuncak ve kırtasiye malzemesi ile doluydu. Benim için her biri ne kadar değerli ise Afrika için iki katı değerdeydi. Hiçbirini bırakmaya veya üzerine para ödemeye niyetim vardı. Harcayacağım paraların kıymeti çok büyük, orada çok daha farklı değerlendirme hedefindeydim.
Ve altı kilo fazlayı, nereye ve ne için kullanacağımızı uzun uzun anlatarak kabul ettirdik. Tabii bu tamimiyle deskteki kişinin inisiyatifine kalmış bir detay.
Uçtuk ve uçtuk, sonunda zifir karanlıkta Rwanda’ ya vardık. Farklı bir ülkeye gelmekten öte bendeki durum, yan komşuya gelmiş bir rahatlıktı. Yol bitti mi ? tabii ki hayır. Varış noktamış Uganda olunca önümüzde 2,5 saatlik bir yol ve sınır geçişi vardı.
Araçla, o viraj benim bu viraj senin diyerek mide bulantıları arasında saatler geçerken, yıldızların dahi aydınlatamadığı dağlardan görebildiğimiz sadece araba farımızın bir adım ötesiydi. Bulantıdan mecburi kapadığım gözlerim ” güm !!! ” diye çarpışma sesi sonrası faltaşı gibi açıldı. Duyduğum inilti hala kulaklarımda, birine çarptık derken hayatımdaki en korktuğum şeye dahil olduğumu öğrendim, maalesef bir hayvana çarpmıştık. Kalp çarpıntımı duyabiliyordum resmen, sakinlemeye çalışırken az ilerde silahları belinde askerler durdurdu. Ömrümde bu kadar korktuğum hatırlamıyorum. “bir daha mı Lora, bu sana ders olsun !  kız başına gece gece Afrika yollarında”.  Araçtan indirilen sürücümüze belli ki kan izlerinin hesabı soruluyordu, biz ise içerde dua etmeye çoktan başlamıştık.
Evet 15 dakika sonra serbesttik. O, 15 dakika, ömrümdeki karanlık bir süre, sorguladığım, kalbimi dindirmeye çalıştığım, kendime öfkelendiğim, sessiz çığlıklar attığım aynı zamanda kendimi sakinleştirmeye çalıştığım anlar.
Geçti bitti derken, 2 saat sonrası Rwanda- Uganda sınırında benzer bir korkuyla tanışıyoruz. Pasaport kontrolü için araçtan indirilip yaklaşık 400metre yürümemiz isteniyor. Hani koşmak istersin ve koştukça bir türlü varamazsın ya,  o adımlar bitmek bilmiyor. Kamyonların arasından geçerken, kafada türlü türlü senaryolar. Yine kendime kızmalar, öfkelenmeler, deli cesaretime sövmeler. Kendime itiraf ediyorum “cesur olmak aptallıktır ! be Lora !  buraya kadarmış”.
Next Post:
Previous Post:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir