Cardiff hakkında garipsediğim 3 şey …

Cardiff hakkında garipsediğim 3 şey …

Uçsuz bucaksız yeşilliklerin ardına saklanan ve bir türlü yıldızımızın barışamadığı şeyler, Cardiff’ le aramızı ne kadar da zorlasa bozamaz. Peki neler mi kendileri ? buyurun başlayalım.

Sabah gözlerinizi harika bir güne merhaba demek için açıyorsunuz ve araladığınız perdeden havanın yağmurlu, bulutların kapladığı güneşten tek bir iz olmadığını görüyorsunuz. Kalkıp giyiniyorsunuz, e malum hava nane limon suratı ekşitmemek için hiç bir sebep yok, yağmur da cabası, sabahın soğuk rüzgarı eşliğinde mevcut duruma boyun eğerek kat kat giyinip yollara düşüyorsunuz. İşe dalıp, öğleni karşıladığınız vakit ise, bir bakmışınız, pencerenin diğer tarafında bütün sevimliliği ile güneş size göz kırpıyor, şaşıyorsun doğal olarak, sabah üzerine geçirdiğin o kazak fazla gelmeye, lahana misali giyindiğine sevinir olmaya başlıyorsun bir süre sonra. Erken kararan gün ise yanında ayazı da getiriyor ve o öğlen sıcaklığından eser kalmıyor.

Kısa ve öz, hani dengesiz arkadaşlarımız vardır ya, pek bir hevesle, karşı karşıya geldiğinizde gülümser ve kısa bir sohbete dahil oluverirsiniz, bir sonraki karşılaşmada ise, o gülümsemeden eser kalmayıp üzerine yanından es geçip gidilen kendinle kalıverirsin başbaşa. ” neydi bu şimdi ?” diye sorgulamaya “nasıl davransam ki ? ”  hesaplarına sokar ,bu pek sevgili dengesiz arkadaşlar. Cardiff’ in havası da aynı işte, bir öyle bir böyle.

Cardiff sabahlarının bir diğer sınanma konusu ise; musluklar.

Sıcak su ve soğuk su, birer farklı musluktan akıyor ve siz yüzünüzü sabah yıkamak için karar vermelisiniz. ” bu sabah sıcakla mı uyanayım ? yoksa soğukla mı uyanayım ? ” malum ikisinin birleştiği ılık bir versiyon yok ve sıcak; kaynar, soğuk ise; resmen buz. bu sebeple her sabah ben de bir mücadele bir hız ile geçiyordu, önce sıcak sonra soğuk ve bir hızla avucumdaki ılık suyu yüzüme vurma telaşı. kimi zaman isyan edip direk soğukla uyanmaya isyan etsem de, o soğuk, beni uyandırmanın ötesinde aynı zamanda suratımı resmen geriyordu. Tabii her şey sadece yüz yıkamakla son verse, işin bir de bulaşık yıkama olayı vardı ki tam bir karnaval. Önce kaynar su sonra ” yandıııııım ! ” diyerek soğuk suya geçiş oradan donup geri sıcak suya. İnsan fazla su da harcamak istemeyip onun telaşına da giriyor. Muslukların bir diğer sevimsiz hali ise, kısacık olmalar, bendeki el lavaboya değmeden ıslanamıyor, avucuma ise suyu ancak musluğun dibine soktukça doldurabiliyordum. Koca elli erkekleri hayal bile edemiyorum şu durumda. Kısa ve öz, yıldızımız Cardiff musluklarıyla bir türlü barışamadı.

Gelelim, okyanustan beslenen sular sayesinde Celtik denizine, alışkın olduğumuz berrak deniz suyuna, Cardiff’ te karşılaşmanız belirli bölgeler dışında imkansız. Su tamamen çamur, öyle dibini görmeyi bırakın bir metre derinini dahi görmeniz tamamen bir hayal. Garip olan ise, o çamurlu suda, kıyıda şezlongunu açıp, oltalarını atıp balık tutmaya çalışan balıkçılar. Günlerce izledim, hani balık yakalarla ve benim ağız açık kalır, utanırım diye ama denk gelemedim ancak dayanamayıp gittim sordum ” gerçekten bu suda balık çıkıyor mu ? ” diye, balıkçı önce gülümsedi sonra ” nadiren de olsa evet balık var, diplerde değil yağmurla birlikte su yüzeyine yaklaşınca çıkıyorlar” dedi. Mecbur inandım.

Her ne kadar bu 3 şeye alışamamış olsam da, Cardiff bana hep gül cemalini gösterdi, iyi anlaştık, pekte seviştik.

İnsan sevdiğinin de kötü huylarını görmezden gelmiyor mu zaten ?

Özetle;

1- Dengesiz havası

2- ayrı ayrı muslukları

3-Çamur gibi deniz suyu

alışamadım.

 

Next Post:
Previous Post:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir